ABD’deki Yapay Zeka Veri Merkezleri, Bazı Ülkelerin Emisyonunu Geçebilir

ABD’deki Yapay Zeka Veri Merkezleri, Bazı Ülkelerin Emisyonunu Geçebilir

Yapay zeka sektörü, hızla büyüyen bir alan olarak enerji altyapısı üzerinde büyük bir baskı oluşturuyor ve bu durum yeni bir iklim sorununu da beraberinde getiriyor. ABD’de planlanan 11 gaz destekli veri merkezi, toplamda bazı ülkelerin yaydığı sera gazı miktarını aşabilecek potansiyele sahip. Global Energy Monitor’un raporuna göre, bu tesislerin yıllık emisyonları 129 milyon tona kadar çıkabiliyor; bu da 38 milyon nüfuslu Fas’ın toplam karbon ayak izinden daha fazla bir miktar anlamına geliyor.

Artan yapay zeka uygulamaları, yüksek işlem gücü ihtiyacını doğururken, veri merkezleri bu talebi karşılamak için genellikle doğrudan gaz türbinleriyle çalışan enerji sistemlerine yöneliyor. Bu yaklaşım, tesislerin yerel elektrik şebekelerine bağlı kalmadan kendi enerjisini üretmesini sağlıyor ve altyapı gecikmelerini ortadan kaldırıyor. Ancak bu durum, emisyonları önemli ölçüde artırma riski taşıyor.

2024 yılının başında veri merkezleri için planlanan gaz kapasitesi yaklaşık 4 gigawatt iken, 2027 yılına gelindiğinde bu rakamın yaklaşık 100 gigawatt’a yükselmesi bekleniyor. Teksas’ta inşa edilecek olan Project Matador adlı büyük veri merkezi, yıllık karbon salımının 40 milyon tonu aşabileceği öngörülmekte; bu da Ürdün’ün toplam emisyonunu geçebilir.

Elon Musk tarafından Tennessee’de kurulan Colossus ve Colossus 2 veri merkezleri de, her biri ayrı ayrı değerlendirildiğinde İzlanda’nın toplam sera gazı salınımını geride bırakabilecek kapasitede. Planlanan 11 tesisin toplam yıllık emisyonlarının 129 milyon tona ulaşabileceği öngörülüyor ve bu rakam, en iyi senaryoda bile 2024 yılında Norveç’in toplam sera gazı emisyonunu geçebilir.

Ancak, bu çarpıcı rakamların tesislerin izin süreçlerinde bildirilen maksimum emisyon değerlerine dayandığı belirtiliyor. Gerçek emisyon değerlerinin bu seviyelerin altında kalması bekleniyor. Yine de uzmanlar, en iyimser senaryoda bile durumun hafife alınmaması gerektiğini vurguluyor. Hesaplanan emisyonların yalnızca yarısının gerçekleşmesi halinde bile bu veri merkezleri önemli bir çevresel sorun haline gelebilir.

Author: Emre Arslan